Çatlaklar, İzler ve Gölgeler: Vahap Aydoğan’la söyleşi

Bazı sanatçılar anlatır, bazıları gösterir.

Gündem - 8 saat önce

Vahap Aydoğan ise sessizce açığa çıkarır.

Onun işleri, bakana hazır bir hikâye sunmaz; izleyiciyi çatlakların, izlerin ve gölgelerin arasına davet eder.

Vahap Aydoğan, çağdaş sanatın sınırlarını içsel bir yolculukla zorlayan bir isim.

Onun eserleri, bireysel ve kolektif hafızanın kırılmalarını sürreal bir bakışla görünür kılıyor.

Biyografi çizimleri, kelimelerle anlatılamayan yanları malzeme ve mekânın birleşimiyle ortaya çıkarıyor.

Zamanın yüzeyde bıraktığı yaralarla, mekânın içine sinmiş unutulmuşluklar burada estetik bir biçime değil, düşünsel bir yüzleşmeye dönüşür.

Aydoğan’ın üretimleri, onarmaya değil hatırlatmaya; susturmaya değil yankı yaratmaya yöneliktir.

Bu söyleşi, bir sanat pratiğinin ardındaki içsel haritayı, malzemenin hafızası ve mekânın sessizliği eşliğinde okumaya çağırıyor.

Vahap Aydoğan, çağdaş sanatın sınırlarını içsel bir yolculukla zorlayan bir isim.

Onun eserleri, bireysel ve kolektif hafızanın kırılmalarını sürreal bir bakışla görünür kılıyor.

Biyografi çizimleri, kelimelerle anlatılamayan yanları malzeme ve mekânın birleşimiyle ortaya çıkarıyor.

Sanat pratiğinizi tanımlarken en çok hangi kavramlar üzerinden konuşmayı tercih edersiniz?

Sanat pratiğim, çatlaklar, izler ve gölgeler etrafında şekilleniyor. Biyografi benim için sadece bir yaşam öyküsü değil; sürreal bir anlatım biçimiyle içsel gerçekliği ve bilinçaltının izlerini ortaya çıkaran bir harita gibidir. Hayat hiçbir zaman bütün bir yüzey gibi görünmedi; hep kırılmalar, eksikler ve kaybolmuş parçalar bıraktı ardında. Çatlaklar görünmeyeni, izler geçmişin silinmeye direnen belleğini, gölgeler ise gerçekliğin sessiz yoldaşını işaret eder. Benim işlerim bir onarma çabası değil, bu kırılmaları ve içsel çatışmaları görünür kılma girişimidir. Biyografi çizimlerim de tam buradan doğdu: İnsanların kelimelerle anlatılamayan yanlarını sürreal bir imge dilinde görünür kılmakla başladı çalışmalarım.

İlham aldığınız sanatçılar, mimarlar ya da düşünürler kimlerdir?

Tarkovski’nin zamanı ağırlaştırma biçimi, Louise Bourgeois’nın içsel yaralarını nesneye dönüştürmesi, Derrida’nın ‘iz’ kavramı, Berger’in bakış sorgusu ve Ando’nun mekânı boşlukla kurma biçimi beni besler. Ama en büyük ilham çoğu zaman gündelik hayatta gizlidir: Sokaktaki çatlamış bir duvar, terk edilmiş bir eşya, bir çocuğun oyunda bıraktığı iz… Her şeyin kendi hafızası olduğuna inanıyorum ve üretimlerim de bu sessiz hafızayı görünür kılma girişimidir.

Bir işin ortaya çıkış süreci sizde nasıl işliyor? Önce fikir mi gelir, malzeme mi?

Fikir ile malzeme birbirini çağırır. Bazen zihnimde beliren bir imge doğru malzemeyi aramaya yönlendirir; bazen de malzemenin kendi varlığı fikri doğurur. Süreç çoğu zaman benim inşa ettiğim bir şeyden çok, malzemenin kendi dilini açığa çıkarmasıyla ilerler. Ben sadece dinleyen ve kaydeden bir pozisyondayım; çünkü bazen malzeme kendi hikâyesini anlatmak ister.

Genellikle hangi malzemelerle çalışmayı tercih ediyorsunuz ve neden?

Doğal ve üretimi kendime ait malzemelerle çalışıyorum: Düğümler, taş, kil, zincir, halat, deniz kabukları… Her biri zamanın, doğanın ve insan emeğinin izini taşır. Malzemeler yalnızca araç değil, işin kendi dili hâline gelir. Onları dönüştürmekten çok, içsel dillerini görünür kılmayı, sürreal bir anlatıyı beslemeyi tercih ederim.

Dijital ile fiziksel üretim arasında nasıl bir denge kuruyorsunuz?

Dijital, fikirlerin hızla kaydedilmesini ve çoğaltılmasını sağlıyor; fiziksel üretim ise sabrı, bedeni ve malzemenin dokusunu hatırlatıyor. Bu ikisi rakip değil, tamamlayıcı. Bazı işler dijitalde nefes alır, bazılarıysa ancak malzemeyle temas ederek anlam kazanır. Önemli olan, hangi ritmin hangi üretim biçimini çağırdığıdır.

Sanatınız üzerinden mekân ve zaman kavramları arasındaki ilişkiyi nasıl ele alıyorsunuz?

Zamanı düz bir çizgi değil, bir yara izi gibi düşünüyorum; mekânı ise bu yaranın yankılandığı kabuk. İşlerim bu iki kavramın iç içe geçtiği alanlarda şekillenir. Mekân zamanı görünür kılar; zaman da mekânı yaşanmışlıkla doldurur. İzleyici bir işin içine girdiğinde hem zamana hem mekâna kendi bedenini kaydeder; iş böylece sadece görülen değil, yaşanan bir deneyime dönüşür.

İzleyicinin işlerinize tepkisi sizin için ne kadar önemli?

İş, izleyiciyle tamamlanır. Onun bakışı, sessizliği ya da sorusu işin ikinci katmanına dönüşür. Bunu bir yargı olarak değil, işin nefes alabilmesi için gerekli bir eşik olarak görüyorum. Sessizlik bile bir yorum olur ve işin kendi yankısını bulmasını sağlar.

Şu anda üzerinde çalıştığınız yeni bir proje var mı?

Evet. Biyografik çizimlerin ötesinde, malzeme ve mekânın birlikte bir anlatı kurduğu bir proje üzerinde çalışıyorum. Germüş Ermeni Kilisesi benim için sadece bir mekân değil; sessizliğin, unutulmuşluğun ve yok sayılmış hayatların simgesi. Zamanla yıpranmış duvarlarında kaybolmuş sesleri, taşlarında saklı kalmış hikâyeleri hissediyorum. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde burada bir sergi açma düşüncem, yalnızca bir sanat etkinliği değil; geçmişle bugünü birbirine bağlayan bir hatırlama ve yüzleşme çağrısıdır. Türkiye’de kadın cinayetleri her gün yeniden açılan bir yara gibi içimi acıtıyor. Bu sergiyle o yaraları görmezden gelmek yerine görünür kılmak, susturulan kadınların sesine bir yankı olmak istiyorum. Yerleştirme, enstalasyon ve resimlerim aracılığıyla hem kendi içimdeki yaraları hem de toplumun acılarını bu mekânın dokusuna işlemeyi hedefliyorum. Kilisenin boşluğunu kaybedilen hayatların sesiyle doldurmak, taşların sessizliğini kadınların yankısıyla kırmak istiyorum. Bu sergi, geçmişle bugünü aynı anda taşıyor; hem unutulmuş hikâyelere hem de bugünün yaralarına bakıyor. Benim için bu çalışma, sessizliğe, unutuşa ve kayıtsızlığa karşı bir direniş çağrısıdır.

Gelecekte hangi şehirde ya da mekânda sergi açmak istersiniz?

Zamanla uyumlu, mekânın kendi sesini boğmayan yerlerde… Bir taş yapının gölgesinde de olabilir, bir harabenin ortasında da. Benim için önemli olan, mekânın işlere hükmetmesi değil, onlarla birlikte nefes almasıdır. Ama kendi harmanlandığım yerin izlerini arşa çıkaracak en güçlü yer neresiyse, orada açmayı her zaman tercih ederim.

Türkiye’de çağdaş sanatın gidişatını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye’de çağdaş sanat bir yandan cesur çeşitlilikler sunarken, diğer yandan piyasanın baskısı altında sınanıyor. Sanatın modanın ya da piyasanın hızına kapılmadan sahici üretimlere alan açması gerektiğini düşünüyorum. Sanatçının özgürlüğü, piyasa taleplerinden çok kendi içsel zorunluluklarıyla beslenmelidir.

Genç sanatçılara veya yeni üretim yapmaya başlayanlara ne önerirsiniz?

Kendi seslerini aramaktan vazgeçmesinler. Popüler olana ya da hızlı dolaşıma kapılmadan, malzemenin, düşüncenin ve iç seslerinin peşinde yürüsünler. Sanat bir sonuç değil, sürekli devam eden bir süreçtir. En kıymetli şey, bu süreci göze almak; sabırla ve samimiyetle onun içinde kalabilmektir. Her zaman süreç içinde, kendi seslerini kaybetmeden iz bırakmaları en büyük önerim olur.

Haftanın Öne Çıkanları

Batman’dan FAO’ya uzanan bir hikâye

2026-07-21 20:45 - Gündem

Bir kadının kodlarla yazdığı yol hikâyesi: “Ütopyamızda durmak yok, hep daha ileriye gitmek var”

2026-07-21 20:47 - Gündem

Kalem de onun, meydan da…

2026-07-21 20:49 - Gündem

Batman’ın saklı cenneti Ayngebire Şelalesi

2026-07-21 20:50 - Gündem

Güneydoğu’nun iki yüzü

2026-07-21 20:52 - Gündem

Çatlaklar, İzler ve Gölgeler: Vahap Aydoğan’la söyleşi

2026-07-21 20:56 - Gündem

Çürümenin Normalleştiği Yerde: Hakikat ve Vicdan

2026-07-21 19:01 - Gündem

Bir değerin ardından: Merhum Mahmut Ortaboy

2026-07-21 18:11 - Gündem

Bir memleket aşığı: Dr. Yusuf Azizoğlu

2026-07-21 20:14 - Gündem

İlgili Haberler

KADRAJ DERGİSİ'NİN 7. SAYISI ÇIKTI

21:36 - Gündem

Bir memleket aşığı: Dr. Yusuf Azizoğlu

20:14 - Gündem

Bir değerin ardından: Merhum Mahmut Ortaboy

18:11 - Gündem

Hak Mücadelesinden Sahne Işıklarına: Mercan Argünağa”

21:04 - Gündem

Petrol çağı bitti, mineral çağı başladı

21:03 - Gündem

Günün Manşetleri

KADRAJ DERGİSİ'NİN 7. SAYISI ÇIKTI

21:36 - Gündem

Hak Mücadelesinden Sahne Işıklarına: Mercan Argünağa”

21:04 - Gündem

Petrol çağı bitti, mineral çağı başladı

21:03 - Gündem

Batman’da ukulelenin tellerinden yükselen bir hikâye: Münevver Denizhan

21:00 - Gündem

Batman’da İnanç Turizmi: Camiler, Manastırlar, Türbeler, Kiliseler ve Külliyelerle Zengin Bir Tarih Yolculuğu

20:57 - Gündem