Okul öncesi eğitim, bir çocuğun hayatındaki en belirleyici evrelerden biri. Bu dönem sadece akademik bir hazırlık süreci değil; aynı zamanda çocuğun karakterinin, özgüveninin, iletişim becerilerinin ve hayata bakışının şekillendiği temel bir zaman dilimi. Bu nedenle ailelerin ‘çocuğumu nereye emanet ediyorum?’ sorusu, her zamankinden daha kritik bir hale gelmiş durumda.
Artan çalışma temposu, değişen aile yapısı ve çocukların güvenli oyun alanlarına erişiminin giderek azalması, kreşleri artık bir tercih olmaktan çıkarıp ihtiyaç haline getiriyor. Ancak burada asıl belirleyici olan, sunulan eğitimin niteliği ve çocuğa yaklaşım biçimi.
Batman’da 2008 yılından bu yana hizmet veren Gülşen Kreş ve Gündüz Bakımevi, bu noktada ‘kreş sadece bir bakım alanı değil, çocuğun kendini güvende hissettiği bir yaşam alanıdır’ anlayışıyla öne çıkıyor. Oyun temelli eğitim yaklaşımı, bireysel farklılıklara duyarlı yapısı ve aileyle kurduğu güçlü iletişim modeliyle dikkat çeken kurumun eğitim anlayışını, günlük işleyişini ve çocuk gelişimine bakışını konuştuk. Haydi, sohbete başlayalım.
- Gülşen Kreş ve Gündüz Bakımevi ne zaman kuruldu? Hangi ihtiyaçtan doğdu?
“Gülşen Kreş ve Gündüz Bakımevi, 2008 yılında çocuklara güvenli, sevgi dolu ve aile sıcaklığını hissettiren bir eğitim ortamı sunmak amacıyla kurulmuştur. Kuruluş sürecimizde en temel çıkış noktamız, günümüz yaşam koşullarında çocukların ev ortamındaki huzur ve güven duygusunu kaybetmeden eğitim alabilecekleri bir alan oluşturmaktı. Bizim için kreş, sadece çocukların zaman geçirdiği bir yer değil; onların kendilerini ait hissettikleri, sevildiklerini bildikleri ve duygusal olarak beslendikleri bir yaşam alanıdır. Bu nedenle kreşimizi ana kucağının devamı olarak tanımlıyoruz.
Benimsediğimiz eğitim anlayışının merkezinde; her çocuğun kendini güvende, değerli ve mutlu hissetmesi yer almaktadır. Çünkü biliyoruz ki bir çocuk kendini güvende hissetmeden öğrenmeye açık hale gelmez. Bu yüzden önceliğimiz akademik kazanımlardan önce sağlıklı bir duygusal bağ kurmaktır. Çocuklarımızın okulu sevmesi, öğretmenlerine güvenmesi ve öğrenmeye istekli bireyler olarak gelişmesi en büyük hedefimizdir.”
-Günlük eğitim programınız nasıl ilerliyor? Bir gününüz nasıl geçiyor?
“Günlük eğitim programımız, çocukların yaş grupları ve gelişim özellikleri dikkate alınarak titizlikle planlanmaktadır. Güne çocuklarımızın güler yüzle karşılanmasıyla başlıyoruz. Bu ilk temas anı bizim için çok kıymetli çünkü çocuğun güne nasıl başladığı, günün geri kalanını doğrudan etkiliyor. Karşılama sürecinin ardından serbest oyun zamanı ile çocukların ortama uyum sağlaması desteklenir. Sonrasında sabah kahvaltısı yapılır ve çocukların hem fiziksel ihtiyaçları karşılanır hem de birlikte olma kültürü geliştirilir. Devamında sohbet çemberi kurulur. Bu bölümde çocuklar kendilerini ifade eder, duygu ve düşüncelerini paylaşır, iletişim becerilerini geliştirir. Ardından günün planlı etkinliklerine geçilir. Programımızda Türkçe dil etkinlikleri, sanat çalışmaları, müzik, hareket, fen ve matematik etkinlikleri, oyun ve drama çalışmaları yer almaktadır. Bununla birlikte haftanın her günü İngilizce etkinliklerine yer vererek erken yaşta dil farkındalığı kazandırıyoruz. Gün içerisinde mutlaka açık hava etkinliklerine yer veriyoruz. Çocukların enerjilerini sağlıklı şekilde atabilmeleri, doğayla temas kurmaları ve fiziksel gelişimlerini desteklemeleri açısından bu bölüm vazgeçilmezdir. Öğle yemeği ve dinlenme saatinin ardından çocukların ilgi ve ihtiyaçlarına göre bireysel ve grup etkinlikleri yapılır. Günün sonunda ise genel bir değerlendirme yapılarak çocuklarımız hem fiziksel hem duygusal olarak dengeli bir şekilde ailelerine teslim edilir.”
-Eğitim sürecinde hangi yöntem ve teknikleri kullanıyorsunuz?
“Kurumumuzda tek bir yönteme bağlı kalmak yerine çocukların bireysel farklılıklarını dikkate alan karma bir eğitim modeli uygulanmaktadır. Çünkü her çocuğun öğrenme biçimi farklıdır. Bu doğrultuda oyun temelli öğrenme başta olmak üzere; drama, gösterip yaptırma, soru-cevap, anlatım, beyin fırtınası, deney ve gözlem çalışmaları, sanat etkinlikleri, grup çalışmaları ve yaparak-yaşayarak öğrenme yöntemleri bir arada kullanılmaktadır. Örneğin bir fen etkinliğinde çocuklar sadece dinleyen değil; dokunan, deneyen, gözlemleyen bireyler olur. Bir drama çalışmasında ise empati kurmayı öğrenirler. Bu çeşitlilik sayesinde çocukların derse aktif katılımı artar ve öğrenme kalıcı hale gelir. Bizim için önemli olan, çocuğun bilgiyi ezberlemesi değil; deneyimleyerek içselleştirmesidir.”
-Çocukların sosyal, duygusal ve bilişsel gelişimi için ne tür çalışmalar yapıyorsunuz?
“Çocukların gelişimini tek bir alanda değil, bütüncül bir yaklaşımla ele alıyoruz. Sosyal gelişim için grup oyunları, iş birliğine dayalı etkinlikler ve drama çalışmaları düzenliyoruz. Bu etkinlikler çocukların paylaşmayı, sıra beklemeyi, birlikte hareket etmeyi öğrenmelerini sağlıyor. Duygusal gelişim için duygu tanıma çalışmaları, hikâye anlatımları, sanat etkinlikleri ve değerler eğitimi uyguluyoruz. Çocukların kendi duygularını tanımaları ve ifade edebilmeleri, ileriki yaşamları için kritik bir kazanımdır. Bilişsel gelişim kapsamında ise dikkat, hafıza, problem çözme, eşleştirme, sınıflandırma, deney, matematik ve fen etkinlikleri yapılmaktadır. Ayrıca STEM çalışmalarıyla çocukların analitik düşünme becerileri desteklenmektedir. Tüm bu çalışmalar yaş ve gelişim düzeyine uygun şekilde planlanarak çocukların çok yönlü gelişimi hedeflenmektedir.”
-Ekran kullanımı konusunda nasıl bir yaklaşım benimsiyorsunuz?
“Günümüzde ekran kullanımı çocuklar için kaçınılmaz bir gerçek haline gelmiş olsa da biz bu süreci bilinçli ve kontrollü yönetmenin gerekli olduğuna inanıyoruz. Okul öncesi dönemde öğrenmenin en sağlıklı yolu; oyun, hareket, keşif ve sosyal etkileşimdir. Bu nedenle eğitim programımızda ekran kullanımına rutin olarak yer verilmemektedir. Ancak gerektiğinde, eğitim kazanımlarını destekleyen kısa süreli ve öğretmen rehberliğinde kullanılan içeriklerden faydalanılmaktadır. Bunun dışında çocuklarımızın zamanını ekran yerine kitap okuma, sanat, müzik, drama, deney ve açık hava etkinlikleriyle değerlendirmesini sağlıyoruz. Ayrıca velilerimizi de bu konuda bilgilendiriyor, evde sağlıklı dijital alışkanlıklar oluşturulması için rehberlik ediyoruz.”
-Oyun temelli öğrenme yaklaşımını neden bu kadar önemsiyorsunuz?
“Oyun, çocukların dünyayı anlamlandırma biçimidir. Bir çocuk için oyun sadece eğlence değil, aynı zamanda öğrenmenin en doğal yoludur. Oyun temelli öğrenme sayesinde çocuklar keşfeder, dener, hata yapar ve yeniden dener. Bu süreç onların problem çözme, yaratıcılık, iletişim ve iş birliği becerilerini geliştirir. Aynı zamanda oyun, çocukların dikkat süresini artırır ve öğrenilen bilgilerin kalıcı olmasını sağlar. Bu nedenle eğitim programımızın temelini oyun temelli öğrenme yaklaşımı oluşturmaktadır.”
-Dil gelişimini desteklemek adına neler yapıyorsunuz?
“Dil gelişimi, okul öncesi dönemin en kritik alanlarından biridir. Bu nedenle her gün düzenli olarak Türkçe dil etkinlikleri planlıyoruz. Hikâye okuma ve tamamlama, masal anlatımı, parmak oyunları, tekerlemeler, şiirler, şarkılar, sohbet çemberleri, soru-cevap çalışmaları, drama ve kukla etkinlikleri ile çocukların dil becerilerini destekliyoruz. Ayrıca çocukların kendilerini özgürce ifade edebilecekleri konuşma ortamları oluşturuyoruz. Günlük yaşam deneyimlerini paylaşmaları teşvik edilerek kelime dağarcıkları zenginleştiriliyor. Bu çalışmalar sayesinde çocukların dinleme, anlama, konuşma ve iletişim becerileri dengeli bir şekilde gelişmektedir.”
-Velilerle iletişimi nasıl sağlıyorsunuz?
“Velilerle iletişim bizim için eğitimin ayrılmaz bir parçasıdır. Bu süreci düzenli, şeffaf ve karşılıklı güvene dayalı bir şekilde yürütüyoruz. Çocukların günlük etkinlikleri, beslenme düzeni, uyku saatleri ve genel durumları hakkında velilerimize günlük bilgilendirme yapılmaktadır. Bunun yanı sıra gelişim süreçleri gözlem kayıtları, bireysel görüşmeler ve veli toplantılarıyla detaylı şekilde paylaşılmaktadır. Gerektiğinde telefon ve mesaj yoluyla da hızlı iletişim sağlanmaktadır. Ayrıca velilere evde uygulanabilecek destekleyici öneriler sunarak okul-aile iş birliğini güçlendirmeyi hedefliyoruz. Amacımız, çocuğun gelişimini sadece okulda değil, ev ortamında da destekleyebilecek bir bütünlük oluşturmaktır.”
-Son yıllarda kreşlere olan talebin artmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
“Son yıllarda kreşlere olan talepte gözle görülür bir artış var. Bunun en önemli nedenlerinden biri çalışan anne sayısının artmasıdır. Bununla birlikte ailelerde çocuk sayısının azalması, çekirdek aile yapısının yaygınlaşması ve çocukların sosyal etkileşim alanlarının daralması da önemli etkenlerdir.
Ayrıca günümüzde sokakların eskisi kadar güvenli olmaması ve apartman yaşamının çocukların oyun alanlarını kısıtlaması da çocukların sosyalleşmesini zorlaştırmaktadır. Tüm bu nedenler, aileleri çocuklarını hem güvenli hem de eğitici bir ortama yönlendirmektedir. Kreşler artık sadece bir bakım alanı değil; çocukların sosyal, duygusal ve bilişsel gelişimlerini destekleyen önemli eğitim kurumları haline gelmiştir.”