Batman'da kadın ve yaşamın kesişen yolları
Güneydoğu’nun kalbinde, Dicle’nin kadim sularıyla yıkanan bu topraklarda güneş, sadece günü başlatmak için doğmaz.
O, Batmanlı bir kadının alnında parlayan terin, tandırında harlanan ateşin ve evladına duyduğu sonsuz şefkatin ilk şahididir.
Batman’da kadın olmak, biyolojik bir varoluşun çok ötesinde; kadim bir direnişin, sessiz bir estetiğin ve bitmek bilmeyen bir üretimin adıdır. Onlar, Mezopotamya’nın tozlu yollarında yürürken sadece adımlarını değil, bir medeniyetin yükünü de vakur bir duruşla sırtlarında taşırlar. Sason’un sarp dağlarından Gercüş’ün bağlarına, Kozluk’un bereketli tarlalarından Beşiri ve Hasankeyf’in geniş ovalarına kadar her köşede, kadının emeği toprağın kılcal damarlarına sızmıştır.
Batmanlı bir annenin dilinden dökülen şu söz, aslında bu mücadelenin özetidir:
"Nan (Ekmek) ateşte pişer, can sabırda... Bizim elimiz toprağa değmezse, toprağın yüzü gülmez."
Tandır Başında Bir Ömür, Bin Emek
Batman’ın avlularında gün, henüz horozlar ilk çığlığını atmadan sacın altına atılan ilk çıranın çıtırtısıyla uyanır. Kadınlar, ellerinde hamur tekneleriyle sac ekmeği için bir araya gelirler. O incecik açılan yufkalar kızgın sacın üzerinde kabarırken, dumanın arasından bir fısıltı yükselir. Sacın sıcağı yerini derin tandıra bıraktığında ise sessiz ama derin bir ritüel başlar. Tandır başı, bu coğrafyada sadece ekmek pişirilen bir yer değil, kadınların en mahrem ve en güçlü "sosyal meclisidir."
Yüzlerine vuran harlı sıcaklıkta dertler birer birer dökülür ortaya. O tandırdan sadece karın doyuran bir ekmek değil, kadınların birbirine tutunarak büyüttüğü o devasa manevi güç çıkar. Bir ömür o ateşin başında geçer ama her bir ekmekte bin bir emeğin sessiz çığlığı vardır. Kışın ise bu döngü kerpiç evlerin mahremiyetinde devam eder. Sabahın zemherisinde buz gibi odada uyanan kadın, titreyen elleriyle sobayı yakar. O sobanın üzerinde fokurdayan çay kokusuyla çocuklarını uyandırırken, aslında soğuk bir dünyayı sadece şefkatiyle değil, dirayetiyle de ısıtır.
Kahvaltı sofrası, kadının sabahın kör vaktinde soğuğa ve ateşe karşı verdiği mücadelenin ilk zaferidir.
Mevsimlerle Yarışan Eller ve Alo Tavşo’nun Tülbentli Yolcuları
Batman’ın kavurucu yaz sıcakları, kadın için kışın rızkını taştan çıkarma telaşıdır. Güneş tepede bir ateş topu gibi yanarken damlarda salçalar kaynar, dolmalıklar ipe dizilir. Çay kenarlarında yünler yıkanır, kilerler için salamura peynirler kurulur. Ancak bu emeğin en sarsıcı sahnesi, sabahın ilk ışıklarında Batman’ın giriş yollarında ve tren raylarında yaşanır.
Henüz şehir uykusundan uyanmamışken; Sason, Kozluk, Beşiri, Gercüş ve Hasankeyf’in köylerinden tozlu minibüsler kalkar. Rayların üzerinden süzülüp gelen trenler, vagonlarında sadece yolcu değil, bir şehrin bereketini taşır. O trenlerden ve minibüslerden inen ak tülbentli, beli bükülmüş ama iradesi çelikten teyzelerimiz; sırtlarında taze yoğurt bakraçları, ellerinde bahçesinin en taze sebzeleriyle Alo Tavşo Pazarı’na doğru adeta birer "bereket elçisi" gibi yürürler.
Onlar, toprağın duasını şehre taşıyan canlı köprülerdir. Pazardaki o tezgâhlar, sadece alışverişin değil, bir kadının evladını okutmak ve evini geçindirmek için doğaya karşı kazandığı zaferin sergisidir. O yaşlı ellerin uzattığı bir bağ maydanozda; sabahın seheri, trenin isli dumanı ve tarlanın bereketi gizlidir. Onlar, Batman’ın yaşayan hafızası, şehrinin sofralarına dokunan en kutsal elleridir.
Tarladan Dijitale Kadın Gücü
Bugünün Batman kadını artık sadece tarlada değil, modern üretim bantlarında da varlığını kanıtlıyor. Batman Valiliği destekleriyle sayıları hızla artan kadın kooperatifleri, bu değişimin en somut kanıtıdır. Bugün Batman genelinde; tarımdan tekstile, gıdadan el sanatlarına kadar 13 farklı alanda faaliyet gösteren kadın kooperatifleri, yüzlerce kadına hem istihdam sağlıyor hem de sosyal bir nefes alanı açıyor.
Örneğin, Sasonlu girişimci kadınlar bugün GAP desteğiyle kurdukları imalathanede, ilçenin tescilli çileğinden organik lokumlar üreterek markalaşma yolunda ilerliyor. Kozluk’ta açılan "Hazo Üreten Girişimci Kadın Kooperatifi Restoranı" ise yöresel lezzetleri ekonomik bir değere dönüştürerek kadının mutfaktaki ustalığını bir işletme başarısına taşıyor. Artık Hasankeyf’ten Gercüş’e kadar her yerde kadınlar; pestili, pekmezi, üzüm yaprağı ve inciri sadece kileri için değil, dijital platformlar üzerinden dünya pazarı için üretiyor.
Bu, "yapamazsın" diyen sosyal baskıya ve ekonomik engellere verilmiş en net cevaptır.
Gökyüzü Altındaki Huzur
Köylerde ve mahalle aralarında dev kazanlarda "danuk" (buğday) pişirilirken, dumanlı kokusu tüm şehri sarar. Bu koku, yaklaşan kışın habercisi, dayanışmanın kokusudur. Gercüş’ün bağlarından süzülen pekmezler, kuru üzümler ve konserveler kilerin en değerli köşesine yerleşir.
Bu yorgunluğun asıl ödülü ise Batman’ın meşhur "tahtlarında", damın üzerinde yıldızlara bakarak uyumaktır. O tahtlar, kadının gündüzün ağırlığından kurtulup gökyüzüyle dertleştiği özgürlük alanlarıdır. Gece rüzgârı esip yorganın ucu havalandığında, kadın bir yandan ertesi gün kurutacağı pestilleri düşünür, bir yandan da gökyüzündeki yıldızlara kendi sessiz dualarını nakşeder.
O yıldızlar, kadının umudunun gökteki yansımasıdır.
Hem Anne, Hem Evin Direği, Hem Hayatın Kendisi
Batman’da kadın olmak, toplumsal hafızanın ve vicdanın en sadık taşıyıcısı olmaktır. O, mahallenin düğününde halay başındaki coşkunun mimarı, taziye evinde ise acıyı sessizce dindiren vakur duruştur. Ancak bugünün Batman kadını, bu geleneksel emeği modern dünyanın hak temelli mücadelesiyle muazzam bir şekilde harmanlıyor. Sason’dan Hasankeyf’e kadar uzanan bu kadın ağı; topraktan gelen gücü ticarete, sanata ve eğitime dönüştürüyor.
Kadın artık sadece "evin direği" değil, o evi ve toplumu bir arada tutan, çocuklarını okutmak için toprağı tırnaklarıyla kazıyan, kendi haklarının bilincinde olan güçlü bir öznedir. Sonuç olarak; tandırın isinden, Alo Tavşo’nun sabah telaşından, tarlanın tozundan ve damdaki tahtların serinliğinden doğan bu hayat hikâyesi, bize her sabah yeniden başlamayı öğretir.
Batman’ın kadınlarını anlamak; bir lokma ekmeğin içindeki bin yıllık sabrı ve bir annenin gözündeki bitmek bilmeyen o umudu anlamaktır.
Batmanlı Bir Annenin Öğüdü
"Kızım, toprağa küsme ki toprak da sana küsmesin. Tandırın ateşini söndürme ki ocağın tütmeye devam etsin. Kendi ekmeğini kendi sabrınla pişir; çünkü başkasının fırınından çıkan ekmek seni doyurur ama ruhunu ısıtmaz. Ellerin nasır tutsa da yüreğin pamuk kalsın; çünkü bu dünyayı sadece merhamet, paylaşmak ve bitmek bilmeyen emek ayakta tutar. Unutma, sen bu evin sadece direği değil, bu gökyüzünün en parlak yıldızısın."
Günün sonunda Batman’da bir kadının hikâyesine dokunmak, aslında Mezopotamya’nın kadim sabrına dokunmaktır. Onlar; tandırın ateşini ferasete, tarlanın tozunu berekete, sosyal baskıları ise sessiz ama sarsılmaz bir devrime dönüştürdüler. Bugün kooperatiflerin mutfaklarında kaynayan lokum kazanları ya da Alo Tavşo’nun sabah ayazında taşınan yoğurt bakraçları, sadece geçim derdinin değil, haysiyetli bir duruşun sembolüdür.
Eğer Batman bugün sadece petrolüyle değil, emeğiyle ve değişen çehresiyle anılıyorsa; bu, o ak tülbentli teyzelerimizin ve üniversite sıralarında hayal kuran genç kızlarımızın sayesindedir. Batman kadını, üzerine örtülmeye çalışılan tüm gölgelere rağmen, kendi güneşini kendi elleriyle doğurmaya devam edecek.