ŞÜKRAN DEMİRHAN - YAZAR
İNSAN DOĞASININ ÖTEKİ YÜZÜ: SUÇ VE CEZA
Bazı kitaplar bize bazı hikâyeler anlatır; bazıları da insanın zihninde ve ruhunda ilkelerine kadar hissettiren derin izler bırakır.
Hayatımızın unutulmaz Rus yazarlarından Fyodor Dostoyevski’nin yüzyıllar öncesinden günümüze fısıldadığı Suç ve Ceza, işte tam da böyle bir eser. Bizlere ruhun kibir ve ego ile nasıl batabileceğini; ancak sevgi, empati, şefkat ve hakikati kabullenmekle tekrar nasıl filizlenebileceğini anlatır.
Bana göre bu kitap sadece bir konuya sıkıştırılamayacak kadar muazzamdır.
İnsan psikolojisinin, adaletin, vicdanın, merhametin, kibrin, barbarlığın, empatinin ve daha nice duygu ve kavramın aynı sahada birleştiği bir eser.
Kitaplar üzerine konuştuğumuz her arkadaşa, öğrencilerime, okurlarıma şunu söylüyorum;
“Kendini bilmek, kendini yetiştirmek ve iyiliğin arkasına gizlenen o saf kötülüğü görmek istiyorsan, hayatında Suç ve Ceza’ya yer vermelisin.”
Bu eser, insanı içsel çatışmalar arasında kendi öz benliğini mukayese eden bir eserdir.
Günümüz dünyasında onlarca yazar tanıyor, yüzlerce kitap okuyoruz. Ancak genele baktığımızda eserlerin sadece belli konular üzerinden ilerleyen tarzda olduğunu, tekdüze temalar işlendiğini görüyoruz.
Eskiden okul kitaplarımızda tüm dersler, konuları anlatımlı bir şekilde bize sunulurdu.
Suç ve Ceza da edebiyat dünyasında tam olarak böyle bir role sahip. İnsanı tüm çıplaklığı ile anlatan, sorgulayan; insanı iyi ve kötü yanları ile iç çatışmaları arasında bırakan bir rehber.
Sadece bir konuya değinmek yerine onlarca konuyu harmanlayıp okuyucuya ulaşmasını sağlayan eserin, gelin biraz da derinlerde anlattıklarını konuşalım.
Vicdan nedir?
Bize vicdanın izlerini derinlemesine yaşatan şey nedir?
Bir insan, aynı anda kendisinin hem suçlusu hem yargıcı hem de mağduru olabilir mi?
Bir insan iyiyken nasıl olur da kendi içine hapsolur?
Sevdiklerine, güzelliğe ve iyiliğe nasıl bu denli körleşebilir?
Onu bu raddeye iten sebepler ve nedenler nelerdir?
Dostoyevski; Raskolnikov ve Sonya karakterleri ile insanın ikiyüzlülüğünü, kabullenişi, kaybetmeyi, hakikati, saf doğrunun sonundaki iyiliği ve kötülüğün ardındaki o koyu karanlığı kanıtlar.
Raskolnikov bize şunu anlatır:
Ne kadar iyi olursan ol, o iyiliği koruyamadığın müddetçe gün gelir en azılı katile dönüşebilirsin.
Günümüz dünyasında da durum böyle değil mi?
Nerede iyi, dürüst, çalışkan, kendini bilen, temiz, niyeti halis bir insan varsa; etrafı aşağılık kompleksiyle beslenen, narsist, bencil, ruhu bozuk insanlarla dolup taşıyor mu?
Şöyle bir beyin karmaşası yapıp zihnimizi zorlayalım.
Ruh ve sinir hastalıkları hastanelerinde yatan insanları ya da topluma, doğaya, çevreye zarar veren bireyleri düşünelim.
Onlar o hâle nasıl geldi?
Bir hastaya, bir suçluya ya da kötülükle beslenen birine baktığımızda cidden ne görüyoruz?
Onları bu raddeye getiren derin nedenleri mi, yoksa toplum tarafından ‘suçlu’ veya ‘öteki’ ilan edilmenin yüzeysel ezikliğini mi?
Hepimizin içinde bir canavar ve bir de melek var.
Suç ve Ceza’nın ana karakteri Raskolnikov da bir zamanlar iyi biriydi.
Kendi hâlinde hayalleri olan; akıllı, duyarlı, zeki bir gençti. Ancak hayatın ona dayattığı ağır roller, anlaşılamama ve çaresizlik hissiyatı onu adım adım fikirlerindeki o karanlık eyleme sürükledi.
Hani çok güzel bir söz vardır:
“Merhametim, öfkeme galip gelsin.”
Peki, modern çağın bize getirdiği karmaşalar arasında yaşayıp giden bizler...
Kaçımız öfkemizi bastırıp kendimizi merhametin o sakinleştirici ve okşayıcı kucağına bırakıyoruz?
Suç ve Ceza, düşüncelerimde onlarca sorgulayıcı eylemi harekete geçiren ve insanın derin ve karanlık yanlarını bana anlatan, beni insanlığımla yüzleştiren bir eser. Her elime aldığımda bu kitapta farklı bir şey öğreniyor ve anlıyorum.
Velhasıl; okumak lazım bize...
Geleceği, geçmişi, bugünü ve en önemlisi kendimizi anlamak ya da tanımak için okuyalım dostlar.
Editor : Yusuf Kavak

