USD 0,0000
EUR 0,0000
USD/EUR 0,00
ALTIN 000,00
BİST 0.000
Gündem

Çürümenin Normalleştiği Yerde: Hakikat ve Vicdan

Çürümenin Normalleştiği Yerde: Hakikat ve Vicdan

Çürümenin Normalleştiği Yerde: Hakikat ve Vicdan
21-07-2026 19:01

Hürriyet Kaytar

Çürümenin Normalleştiği Yerde: Hakikat ve Vicdan

 

 

Bugün yaşadığımız krizleri anlamak için artık klasik siyaset teorisinin kavramları yetmiyor.

Çünkü elimizde ne eski dünyanın sağlam değerleri kaldı ne de yeni dünyanın henüz ortaya çıkmış ilkeleri. İçinden geçtiğimiz dönem, sanki tarihsel bir bekleme odasına dönmüş durumda: Her şeyin yarım olduğu, hiçbir şeyin tam çözülemediği o belirsiz aralık.

Benjamin’in “eşik zamanı” dediği anı yaşıyoruz; hem de genişlemiş, kalıcılaşmış, tüm toplumsal ruh hâlini belirleyen bir biçimde. Ne bütünüyle bir kopuşu yaşayabiliyoruz ne de eski düzenin altında durabiliyoruz. Bu yüzden içinde bulunduğumuz dönemi tarif etmek için en uygun kelime belki de Vicdani Muafiyet Çağı: Hem siyasal, hem zihinsel hem toplumsal açıdan.

Bu durum çoğu zaman kriz anlarıyla, geçici bozulmalarla ya da istisnai sapmalarla açıklanır.

Oysa asıl yıkıcı olan, olağanlaşmasıdır.

Bir düzen, kendi iç çelişkilerini sorgulatmak yerine onları gündelik hayatın doğal bir parçası hâline getiriyorsa, mesele yalnızca siyasal bir sorun olmaktan çıkar. Bu noktada yaşanan şey, aynı zamanda düşünsel, etik ve toplumsal bir çözülmedir.

Hakikat geri çekilir, vicdan sessizleşir ve eleştirel düşünce kamusal alandan yavaş yavaş tasfiye edilir.

Bugün yaşanan tarihsel kırılma, yalnızca devletin gücü kutsayan aklının iflası değildir; toplumun da aynı güç mantığını içselleştirmiş olmasının sonuçlarıyla yüzleşmesidir.

Modern devletin iktidar merkezli rasyonalitesi nasıl bir çöküş üretiyorsa, toplumun güce yönelen arzu biçimleri de benzer bir aşınmayı derinleştiriyor.

Bu nedenle sorun yalnızca sistemin ya da iktidarların değişimi meselesi olmamalı; çünkü eleştirel aklın geri çekildiği bir toplumda her değişim yeni bir itaate dönüşür.

Frankfurt Okulu’nun işaret ettiği gibi, tahakküm her zaman doğrudan zor yoluyla işlemez.

En etkili iktidar biçimleri, insanların olup biteni “normal” kabul etmelerini sağlayanlardır.

Çürümenin normalleştiği yerde hakikat rahatsız edici bir unsur hâline gelir; vicdan ise uyum baskısı altında geri çekilir. Toplum, yalnızca baskı gördüğü için değil, baskının dilini ve reflekslerini içselleştirdiği için susar.

Yaşadığımız durum, yalnızca kurumların işlevsizleşmesiyle ya da yönetim aygıtlarının tıkanmasıyla açıklanamaz.

Krizin daha derin bir nedeni vardır: Güç merkezli aklın artık toplumsal hayatı düzenleme kapasitesini yitirmesi. Ancak burada çöken yalnızca sistem değildir. Toplumsal dokunun aynı mantığı yeniden üretmesi, çözülmeyi hem yukarıdan aşağıya hem de yatay düzlemde çoğaltmaktadır. Böylece vicdan, yol gösterici bir ölçüt olmaktan çıkar; bireysel bir yük ya da risk olarak algılanmaya başlar.

Kamusal alanda dolaşımda olan dil, bu normalleşmenin en görünür göstergelerinden biridir.

Hakikat, yerini muğlak ifadelere, belirsiz süreç anlatılarına ve içi boş kavramlara bırakmıştır. Bu belirsizlik bir eksiklik değil, işlevsel bir tercihtir. Çünkü muğlaklık, sorumluluğu dağıtır; hesap sormayı zorlaştırır, vicdanı askıya alır. Eleştirel düşünce tam da bu nedenle rahatsız edicidir.

Toplumsal vicdanın aşınması ani bir kopuşla değil, küçük geri çekilmelerle gerçekleşir. Önce bazı sözler söylenmez olur, sonra bazı sorular sorulmaz, en sonunda ise bazı gerçekler görünmez hâle gelir. Bu körleşme, yalnızca mevcut sistemin başarısı değil; toplumun da paylaştığı bir sorumluluktur. Çünkü çürümenin sürekliliği, onu üretenler kadar ona uyum sağlayanların varlığına da bağlıdır.

Bu nedenle bugün ihtiyaç duyulan şey, yalnızca kurumsal reformlar ya da yönetsel düzenlemeler değildir. Asıl mesele, gücü merkeze alan devlet ve toplum aklından, sorumluluk, eşitlik ve hakikatle yeniden bağ kuran bir toplumsal yönelime geçebilmektir.

Bu arayış bir ütopya ya da romantik bir beklenti değil; mevcut çözülmenin içinden doğan tarihsel bir zorunluluktur. Devletin zor aygıtı anlamını yitirirken, toplumun güç üzerinden kurduğu ilişkiler de aynı hızla çözülmektedir.

Yeni bir toplumsal zemin, ancak bu çifte çözülmenin açtığı boşlukta mümkün olabilir. Bu zemin, uyumun değil sorgulamanın; sessizliğin değil sorumluluğun belirleyici olduğu bir ahlaki duyarlılığı gerektirir. Hakikat, bu bağlamda yüksek sesli bir iddia değil; konforlu suskunluğu reddeden bir ısrar hâlidir.

Hakikat geri çekildiğinde yalnızca gerçekler değil, toplumsal bağın kendisi de zayıflar.

Vicdan sustuğunda ise çürüme geçici bir durum olmaktan çıkar; kalıcı bir yaşam biçimine dönüşür. Ve tam da bu nedenle, çürümenin normalleştiği yerde hakikat ve vicdan hâlâ en güçlü karşı koyma imkânlarıdır.


Editor : Yusuf Kavak
SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?
ÇOK OKUNANLAR
KÖŞE YAZARLARI TÜMÜ
ANKET TÜMÜ
ARŞİV ARAMA
E-GAZETE TÜMÜ
Kadraj Dergisi 7. sayı sayfalar
PUAN DURUMU TÜMÜ
TAKIMOPuanAV.
1Galatasaray3477+47
2Fenerbahçe3474+40
3Trabzonspor3469+22
4Beşiktaş JK3460+19
5Başakşehir FK3457+23
6Göztepe3455+10
7Samsunspor3451+1
8Çaykur Rizespor3441-6
9Konyaspor3440-7
10Kocaelispor3437-12
11Alanyaspor34370
12Gaziantep FK3437-15
13Kasımpaşa3435-16
14Gençlerbirliği3434-11
15Eyüpspor3433-15
16Antalyaspor3432-22
17Kayserispor3430-35
18Fatih Karagümrük3430-23
GÜNÜN KARİKATÜRÜ TÜMÜ