Bazı şehirler insanı büyütür; bazı insanlar da şehirlerini. Batman, bu karşılıklı büyümenin en canlı örneklerinden biri. İşçi kültürünün, politik hafızanın, acının ve direncin aynı potada eridiği bu şehir, yıllar içinde yalnızca sokaklar değil; düşünceler, metinler ve tanıklıklar da üretti. Ali İzmir’in hikâyesi tam da bu üretimin içinden süzülüp geliyor.
Gazetecilikten edebiyata, yerelden uluslararası kurumlara uzanan yolculuğunda İzmir, her zaman tanıklığı merkeze alan bir dil kurdu. Batman’ın çok katmanlı sosyolojisi, Esmer Dergisi’yle kültürel bir itiraza, Koçero’yla yerel bir direniş anlatısına, Yeni Dünya Dizaynı’yla küresel okumaya dönüştü. Bugün Birleşmiş Milletler çatısı altında yürüttüğü çalışmalarla dünyaya bakan bir pencereden konuşsa da belleğinin en güçlü referans noktası hâlâ Batman.
Bu söyleşide Ali İzmir’le; bir kentin insanı nasıl şekillendirdiğini, gazeteciliği bir tanıklık biriktirme pratiği olarak görmenin ne anlama geldiğini ve “esmer” olmanın yalnızca bir kimlik değil, bir duruş olduğunu konuştuk.
-Sizleri Batman Basını olarak tanıyor ve takip ediyoruz. Ancak okurlarımız için sormak istiyorum: Kendinizi en iyi hangi ifadelerle tanıtırsınız? Kendinizden kısaca bahseder misiniz?
Normal bir insan için dünyanın en zor sorusu bu. Bir insanın kendini kısaca anlatabilmesi için gerçekten birçok şeyi aşması ve bilmesi gerekiyor. Oysa yaş aldıkça ve tüm hücrelerimizle öğrendiğimiz, bizi çoğu zaman dehşete düşüren şey; aslında bildiklerimizin ne kadar az ve sınırlı olduğu. Bu yüzden kendimi tanıtırken çok zorlanırım; her kelimemden sonra bin tane ‘acaba’ sorusu belirir. Kısaca söylemek gerekirse, düz, basit ve sıradan biriyim. Çok yakında bu dünyada yarı yaşımı devirmiş bir Batmanlı olarak kendimi tanımlayabilirim.
-Sohbetimize Batman’la başlamak istiyorum. Batman’la nasıl bir bağınız var? Anılarınızda Batman’la ilgili neler saklıyorsunuz?
Batman, doğup büyüdüğüm; gençlik yıllarımın geçtiği, belleğimde en saf ve temiz hatıraların en güzel renkleriyle capcanlı yaşadığı bir şehir. Şehirler de insanlar gibi doğup büyüyor ama çoğu zaman ölmüyor. Gelişimimizi birlikte yaptık sanki Batman ile. Hâlen her fırsatta gelip ailemi, eski dostlarımı görmekten büyük zevk aldığım kenttir Batman. Çok net söyleyebilirim ki bu şehirden beslendiğiniz ölçüde sizi daha da ileri taşıyor.
-Batman, hem sosyo-ekonomik hem kültürel olarak çok katmanlı bir şehir. Bu kimliğin sizin düşünce dünyanıza etkileri neler oldu?
Batman, sosyolojik olarak bölgenin en kozmopolit kenti. Büyük oranda işçi kültürü ve ahlakı üzerine inşa edilmiş. Çocukluğumun Batman’ında bile Türkiye’nin geri kalanından çok büyük eksiklikleri olmayan bir siyasi ve sosyal hayat vardı. Siyasi olarak Batman, birçok ilkin yaşandığı bir kenttir. Edip Solmaz ile bağımsız belediye başkanlığı deneyiminin yaşandığı, keskin ve uç da olsa politik tavrın hep uçlarda dolaştığı ve önderliğini yaptığı bir şehir. Bu, Batmanlıların entelektüel gelişimine büyük katkı sağladı, hâlâ da sağlıyor. Bir yanıyla da büyük acıların ve trajedilerin yaşandığı bir yer. Bu da hayatın ne kadar değerli ve kutsal olduğu gerçeğini beynimize mıhlıyor. Çok değerli yazarlar, bilim insanları çıkardı bu kent; çıkarmaya da devam ediyor. Bugün devlet ve akademik katkısının sınırlı olduğu başka bir kentte bu kadar çok bağımsız tiyatro, müzik grubu ve entelektüel üretim göremezsiniz. Batman, bunları kendi bağrında eritebilen çok verimli bir şehir. Hayatı abartmadan, en yalın ve gerçekçi hâliyle yaşayabildiğiniz bir dünya. Bugün sosyal ve siyasi alanda yaşadığımız sıkıntılar ve sıkışmışlığı da mutlaka bu derin ve büyük birikimiyle aşacaktır. Ve bu kent, kendi yatağında daha gürül gürül akacağı bir dünyayı inşa edecektir.
-Bu söyleşiyi Kadraj Dergisi için yapıyoruz ama sizinle biraz Esmer Dergisi’ni de konuşmak istiyorum. Derginin ismi neden Esmer? Bu ismin arkasında nasıl bir anlam var?
Belki Fanoncu bir yaklaşım, farkında olmadan tabii. Doğu toplumlarının düşünce dünyası son 200–250 yıldır Batı kültürü ve dünyasının etkisi altında. Bunu Batı kültürünü tu kaka ilan etmek için söylemiyorum; bu biraz insanlık tarihinin akışıyla alakalı. Bu nedenle sarışın olmayan herkes, en naif tabirle ifade edersem, ‘biraz daha eşit’ insandır. Esmerler, ‘sarışın’ dünyanın ötekileridir. Herkesin ötekisi kendinden daha Doğu’da olandır. Esmer, popüler Kürt kültür ve edebiyat dergisiydi. Ötekileştirilmiş, sindirilmiş, aşağılanmış Kürt kültür ve edebiyatının üzerindeki ölü toprağını silkeleyen, hak ettiği yere çıkması için uğraşan bir çalışmaydı. Esmer olmak, “sarışının ötekisi” değil; bizzat kendi olmak ve bununla barışma çağrısıydı.
-Koçero ve Yeni Dünya Dizaynı kitaplarınızda yerel bir hikâye, evrensel bir direniş ve kimlik arayışı temaları dikkatimizi çekiyor. Bu kitapların serüveni sizden nasıl başladı?
Yeni Dünya Dizaynı, küresel anlamda bölgemizde yaşanan tüm gelişmeleri anlama çabasıydı. Özellikle Kürdistan bölgesi, İran ve Suriye ekseninde konunun dünyadaki önemli isimlerinin makalelerinin derlenmesi ve çevirisiydi. Daha çok bir gazetecilik faaliyetiydi. Koçero ise başka. Eşkıyalık sadece bize özgü değil; tüm dünyada romantik kahramanlar olarak yaşadılar eşkıyalar. İngiltere’de Robin Hood, Balkanlar’da Hayduklar, Amerika’da Billy the Kid, Asya’da diğerleri, Ege’de Efeler… Eşkıyalık bir sınıfsal kindir; yoksulun egemene karşı isyanıdır. Yerele merkeze başkaldırısı, padişah fermanına karşı dağların yolunu tutandır. Koçero da Kürt eşkıyalarının en bilinen, en yakın tarihli olanıdır. Aslında biyografi yazmak için çıktığım yol, beni biyografi notlarını anı romana çevirmeye itti. Keşke Koçero isimli bir kültür araştırma enstitümüz olsa; içinde konserlerin yapıldığı, tiyatroların oynandığı Cegerxwîn isimli kültür sanat merkezimiz olsa.
-Karar’da yazılar yazdınız. Gazeteciliği bir ‘tanıklık’ olarak mı, yoksa bir ‘müdahale biçimi’ olarak mı görüyorsunuz?
Aslında gazetecilik hayatımda çok yazı yazmadım; hep mutfaktaydım. Karar’da yedi yıla yakın kurucu yazı işleri müdürlüğü yaptım. Gazetecilik yaptığım yirmi beş yıla yakın zamanda Sabah’tan Star’a, Yeni Şafak’tan Karar’a kadar pek çok ulusal yayında muhabirlikten yöneticiliğe kadar çalıştım. Sorudaki tanımların birçoğu doğru. Yeni başlayan tüm meslektaşlarımla yaptığım ilk konuşma hep aynı olmuştur: Gazetecilik bir tanıklık biriktirme mesleğidir. Ukalalık mesleğidir; çünkü çalıştığınız süre boyunca her konuda ayrıntılı bilgi edinmek ve biriktirmek zorundasınız. Bu birikim sizi bir yere taşır. O yüzden gazeteci, yaşadığı hayatın en büyük tanıklarındandır.
-Şu anda Birleşmiş Milletler’de İletişim Koordinatörü olarak yürüttüğünüz çalışmaların ana teması nedir?
Birleşmiş Milletler’in Dünya Sağlık Örgütü, UNICEF gibi onlarca farklı ajansı var. Ben Gıda ve Tarım Örgütü (FAO)’nun Türkiye İletişim Sorumlusuyum. Aynı zamanda BM Mukim Koordinatörlüğü’nde de irtibat kişisiyim. FAO çatısı altında Türkiye’nin dört bir yanında pek çok proje yürütülüyor. Bu projelerin ana teması; sürdürülebilir gıda üretimi ve gıda güvencesi, iklim krizine karşı bu alanda pilot ve örnek çalışmalar yürütmek olarak öne çıkıyor.
-Yerel bir gazetecilik geçmişinden uluslararası bir kuruma geçiş süreci sizin için nasıl bir dönüşüm yarattı?
En temel ve köklü değişim, çalışma ve iş ahlakı konularında oldu. Bir de tabii ki çevremizdeki olup biteni biraz daha farklı bir çerçeveden izleyebilme deneyimi. Siz de gazeteci olarak çok iyi bilirsiniz ki bir gazeteci için gerçekten bir şeye şaşırma veya etkilenme durumu çok zordur. Gördüğünüz ve yaşadığınız her şey sizin için sıradışı gelmez çoğu zaman ve her zaman bir sorgulama içinde olursunuz. O nedenle çok büyük ve anlamlı olabilecek bir dönüşüm olduğunu düşünmüyorum doğrusu.
-Geriye dönüp baktığınızda, ‘iyi ki yapmışım’ dediğiniz bir dönüm noktası var mı?
Keşke’lerle yaşamayı hiç sevmiyorum. Bu sevmezlik hâlini ne zaman hatırlasam, aklıma ertelediğim, yapmadığım şeyler, işler, hayaller geliyor ve hemen onları yapmak için doğruluyorum ya da çabalıyorum diyelim. Bu nedenle “iyi ki yapmışım” dediğim çok şey var sanırım. Basit şeylerden mutlu olabiliyorum. Sanırım bu soruya bir tane dönüm noktası veya olay söylemek zor benim açımdan.
-Son olarak özel bir soru yöneltmek istiyorum: Ali İzmir’in hayali nedir?
İki tane var diyelim. Biri kendimle ilgili: Çok uzun süredir ertelediğim yazı işini biraz farklı bir formatla tekrar yapmak. Bir de Batman ile ilgili kurduğum güzel bir hayalim var. Şimdilik o bana kalsın. Günü geldiğinde mutlaka paylaşmak dileğiyle diyelim.

Editor : Yusuf Kavak

