E-Dergi

Görünmez Emekten Evrensel Güce

Görünmez Emekten Evrensel Güce

Görünmez Emekten Evrensel Güce
17-09-2026 19:53

OSMAN İÇER

 

Görünmez Emekten Evrensel Güce

 Dünya, yüzyıllardır başarıyı sadece gürültülü zaferlerle, imzalanmış anlaşmalarla ve mermer binaların soğuk koridorlarıyla ölçme hatasına düşüyor. Oysa hayatın gerçek ritmi, çoğu zaman spot ışıklarının ulaşamadığı yerlerde; bir kadının zekasında, sabrında ve dokunduğu her şeyi dönüştüren ellerinde atıyor. Bugün "çalışan" ve "çalışmayan" kadın şeklinde yapılan o anlamsız ve keskin ayrım, aslında toplumsal bir miyopluğun eseridir. Çünkü bir kadın, bulunduğu her mekânda, nefes aldığı her saniyede üretir, inşa eder ve onarır.

     Bir ofiste, bir laboratuarda, bir şantiyede veyahut evinde varlık gösteren kadın, sadece bir işi icra etmez. O, binlerce yıllık ön yargı barajlarını yıkarak, kendisinden sonra gelecek olanlara daha berrak bir nehir yatağı bırakmak için çalışır. Onun analitik zekası ve kriz anlarındaki sarsılmaz sağduyusu, kurumların sadece kâr marjını değil, insani derinliğini de artırır. Ancak bu başarıyı sadece profesyonel kimlikle sınırlamak, madalyonun diğer yüzündeki devasa emeği görmezden gelmektir.

     "Ev kadını" olarak etiketlenen ancak aslında bir evin ruhu, lojistik merkezi ve duygusal pusulası olan kadınların emeği, hiçbir ekonomik teraziyle tartılamayacak kadar ağırdır. Bir evi yuvaya dönüştürmek; bir neslin karakterini şekillendirmek, yarının toplumunu bugünün mutfağında ve çalışma masasında inşa etmek demektir. Bu, mesai saati olmayan, sigortası vicdanla ödenen ve çoğu zaman "zaten yapılması gereken" olarak görülen dünyanın en büyük görünmez devrimidir. Kadının bu sessiz mukavemeti, toplumun ayakta kalmasını sağlayan gizli kolonlardır.

     Burada asıl mesele, kadınlara bir alan "açmak" ya da onlara bir hak "bahşetmek" değildir. Mesele, zaten onlara ait olan o devasa hakkın ve alanın gasp edilmesini durdurmaktır. Kadınların elinin değmediği bir ekonomi eksik, onların estetik anlayışından mahrum bir mimari ruhsuz, onların adalet duygusunun yansımadığı bir hukuk sistemi ise topaldır. Gerçek bir medeniyet, kadını sadece "çiçek" veya "anne" gibi kalıplara sığdırarak yücelten değil; onu hayatın her alanında eşit, özgür ve kurucu bir irade olarak kabul eden medeniyettir.

     Tarih boyunca kadınlar, sessizliklerinden bile bir manifesto yaratmayı bildiler. En karanlık dönemlerde bile dayanışmanın, şefkatin ve direncin dili oldular. Bugün ihtiyacımız olan şey, bu muazzam dönüştürücü gücün önüne çekilen toplumsal perdeleri tamamen kaldırmaktır. Bir kadının başarısı, sadece kendi zaferi değildir; o, insanlığın bir bütün olarak gelişme kapasitesinin kanıtıdır.

     Sonuç olarak; ister bir bilgisayarın başında dünyayı kodlayan, ister bir fırçayla tuvali konuşturan, isterse de evinin huzurunu ilmek ilmek dokuyan bir kadın olsun... Hepsi aynı kutsal emeğin farklı renkleridir. Unutulmamalıdır ki; bir kadının zihnindeki ışık söndürülmediği sürece, dünyanın bütünü asla karanlıkta kalmayacaktır.

     Kendi gücünün farkında olan, sınırları reddeden ve dünyayı güzelliğiyle, emeğiyle, aklıyla yeniden kuran tüm kadınlara selam olsun. Siz var olduğunuz için hayat bu kadar anlamlı ve yaşanmaya değer.


Editor : Yusuf Kavak
SİZİN DÜŞÜNCELERİNİZ?
BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
ÇOK OKUNAN HABERLER